Allah - Vahiy -İnsan İlişkisi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Allah - Vahiy -İnsan İlişkisi

Mesaj tarafından lübabe Bir Cuma Tem. 24, 2009 5:43 pm

Allah - Vahiy -İnsan İlişkisi

Allahû Teâla, insanın kendisine ibadet etmesini isterken bu konuda insanı kendi kendine bırakmamıştır. Allahû Teâla insanın gerçeği bulması için çeşitli işaretler, çeşitli yollar göstermiştir, îşte Allah (c.c.)'ın varlığını ve O'nun yaratmasındaki hikmetleri bize gösteren işaretlere Âyet denir.
Âyet, kelime olarak; işaret, yol gösteren, delil, belge rehber anlamlarına gelir. Trafik işaretleri yolda kazasız belasız gidebilmek için birer ayettir. İnsanların dünya hayatı adı verilen yolda doğru yoldan sapmaması için, belirtilen ikazlar, peygamberler, kutsal kitaplar, birer ayettir. Bilinen anlamıyla Ayet Kur'an-ı Kerim'in cümlelerinden herbirine ayet denir. Kur'an ayetleri doğruya götüren, doğrudan sapmayı engelleyen birer rehberdir. Tabii ki ayetin karşılığı bu kadarla kalmıyor.
Allahû Teala'dan gelen ayetlerin tümüne birden vahy denir. Bilindiği gibi İslam âlimleri vahyi ikiye ayırır. Vahy-i Metluv ve Vahy-i gayr-i metluv.
Vahy-i Metluv: Okunan, kıraat edilen vahy demektir. Allahû Teala'nın peygamberi aracılığı ile insanlığa gönderdiği kutsal kitaplar, sahifeler, vahy-i metluvdur. O kitaplardaki her cümle ise birer âyettir. Kur'an-ı Kerim'in her cümlesi doğruya ulaştıran, gerçeğe götüren birer ayet, delildir.
"(Bu kitap) Takva sahipleri için doğru yolu gösterir." (Bakara, 2)
"Bak, onlar anlasınlar diye ayetleri nasıl açıklıyoruz." (En'am, 65)
"Hayır!... Kur'an kendilerine ilim verilenlerin gönüllerinde, yerleşen apaçık ayetlerdir. Ayetlerimizi zâlimlerden başka kimse, bile bile inkâr edemez." (Al-i İmran 104)
Allah (c.c.)'ın ayetlerini inkar edenler zâlimlerdir. Kendilerine zulmederler, başkalarına zulmederler. Kur'an kendi bilenleri doğruya götüren rehberdir.
Vahy-i Gayr-i Metluv: Okunmayan, kıraat edilmeyen, bakılan gözlemlenen vahydir. Kainatın hepsi vahy-i gayr-i metluvdur. Kainattaki ayrı ayn incelikler de insanları düşündüren doğruya götüren gayr-i metluv ayetlerdir. Galaksiler, yıldızlar, denizler, ağaçlar, kuşlar, insan, hücre, atom... v.b. kainattaki herşey birer ayettir. İnsan önce kendine bakmalıdır. İnsanın kendisi Allah'ın varlığına bir ayettir.
Vahy-i metluv olan Kur'an-ı Kerim'de bir çok yerde gayri metluv ayetlere işaret edilmektedir.
"O Allah ki size yeryüzünü döşek, gökyüzünü de bina yapmıştır. Gökten su indirerek onunla size nzık olmak üzere mahsuller meydana getirmiştir. O halde bile bile Allah'a eşler koşmayın." (Bakara, 22)
"Allah O'dur ki içinde dinlenesiniz diye sizin için geceyi yaratmış gündüzü de aydınlık yapmıştır." (Mü'min. 61)
"Gökleri ve yeri yaratması dillerinizin ve renklerinizin değişik olması, O'nun varlığının belgelerindendir." (Rum, 22)
Göklerin ve yerin yaratılmasından tutun da, insanların ses ve renk farklılıklarına kadar her şey Allah'ın kontrolü ve yaratmasıyladır. Nitekim hiç bir insanın yüzü ve parmak izleri öbür insana tam benzemediği gibi, hiç bir insanın sesi de başka insanın sesinin aynısı değildir. Bunlar Allah'ın varlığının ve birliğinin ayetlerindendir.
Allahû Teala bu muazzam kainatı yaratırken, kainatın bir parçası olan insanların bu kainata bakarak Allah (c.c.)'ı bulmasını ister. Nitekim, İslam fıkhında şu hüküm vardır: Bir insan düşünelim ki, islam'dan hiç haberi olmamış olsa Peygamberin tebliği o insana ulaşmamış olsa, o kişi yine de kainata bakarak "Bu mükemmel kainatı ancak herşeye gücü yeten ve tek olan bir ilah yaratmıştır" diyerek Allah'a inanmak zorundadır. Kainat-insan-müslüman ilişkisi işte böylece ortaya çıkıyor.
İnsan kainatın bir parçasıdır. Kainattaki herşey insanın hizmetine sunulmuştur. O halde insanın görevi nedir? Bunu bize Allahû Teala Zariyat Suresi 56. ayette açıklıyor "Ben cinleri ve insanları ancak bana kullak etsinler diye yarattım"
Şimdi bir başka yönden vahy-i rnettuv ve vah-i gayr-i metluv meselesine bakalım.
İslam bir bütündür parçalanamaz. Vahy de bir bütündür. Kur'an ayetleri ile kainat ayetlerini birbirinden ayrı düşünemeyiz. Acaba Müslümanlar Kur'an ve Kainat ayetleri ile ilgilenebiliyorlar mı? Kur'an ve Kainat bütünlüğü sağlamışlar mı?
Dikkat edilirse Farz-ı Ayn; (Her müslümanın üzerine şart olan) itikad, ibadet, sosyal yaşantı, ahlâk, gibi konulan kapsar. Bunlar vahy-i metluvdur. Vahy-i gayr-i metluv ise farz-ı kifaye (müslümanlann bir kısmının, yapması şart) olan; fizik, kimya, astronomi, tıp matematik v.b. gibi konulan kapsar. Kur'an ve ayetlerini okumak farz olduğu gibi kainat ayetlerine de bakmak farzdır. Tıp ilmi İslam ümmetine farz-ı kifayedir. Eğer biç kimse bu mesleği öğrenmez de, müslüman hastalar ortada kalırsa, bayan hastalar fasık erkek doktora başvurmak zorunda kalırsa bunun vebali bütün müslümanlarındır. Görüldüğü gibi İslam ile Kainat arasında sıkı bir ilişki vardır.
Müslümanlar İstanbul'un fethinden sonra Kainat ayetleri ile olan ilgiyi kesmişler. Farz-ı kifaye olan ilimleri bir kenara atmışlardır. Tanzimatla birlikte ise Kur'an ayetlerinden olan ilgi kesilmiştir. Bir toplum kainat ayetlerinden, müsbet ilimlerden uzak kalırsa ekonomik yönden batar. Kur'an ayetlerinden (İslam'dan) uzak kalırsa ahlâki olarak batar. İkisinden de uzak kalırsa hem ekonomik yönden hem de ahlâki yönden batar. İşte bizim içinde bulunduğumuz durum budur. Müslümanlann Kur'an ve Kainat ayetleriyle haşır neşir olduğu dönemlerde büyük devletler kurmuş bilimsel keşiflerde bulunmuşlar. Avrupa'ya bilim dersleri vermişlerdir.
İlim ile İslam çatışmaz. İlim İslam'ın içindedir. İslam ancak ilimle öğrenilir. Gerçek diğer bir gerçekle çatışmaz. Eğer din hak ise delillerle ortaya konulan gerçeklerle çatışmaz. Dinin prensiplerinden bir tanesi eğer kesin gerçeklerle çatışırsa, dine duyulan güvenin sarsılması sonucunu doğurur. İslam'ın koyduğu bazı prensipleri belirtelim.

1- İslam, düşünmeyi ve araştırmayı farz kılmıştır.

"Kendi kendilerine Allah'ın gökleri ve yeri ve ikisinin arasında bulunanları gerçek olarak ve belirli bir süre için yarattığını düşünmezler mi?" (Rum, Cool

2- İslam, insanlar için ilmi farz kılmıştır. Allahû Teala kainat konusunda bilgi sahibi olanların Allah'ı bileceklerini açıklar "Allah'ın kulları arasında O'ndan korkan ancak bilginlerdir." (Fâtir, 28)

3- Düşünce ve ilmin ortaya koyduğu kesin bilgilere müslüman karşı çıkamaz. İmam Gazali "Tehâfüt'ül Felâsife" adlı eserinde güneş, ay tutulması ve bunun gibi bazı bilimsel gerçekleri inkar edenler hakkında şunları söyler:
"Bilimsel gerçeklerin inkarının dinden olduğunu sanan kimse dine karşı cinayet işlemiş ve dinin emirlerini değersiz kılmıştır. Geometri ve matematik gibi bilimlerin ortaya koyduğu isbat v.s. bir takım konularda şüphe gereksizdir. Delilleriyle bunları inceleyip kabul eden kişiye "Bu, şeriata aykırıdır" demek karşısındakinin kusurunu ortaya koymayı değil o kişinin şeriata şüpheyle bakması sonucunu doğurur. Bu şekilde şeriata hizmet ettiğini sanan kişinin zararı şeriatı açıkça kötüleyenden daha fazladır. Akıllı düşman cahil dosttan yeğdir." Bunun gibi din adına bazı şeylere karşı çıkanlar da olmuştur tarihte.
Bilimsel gerçekleri kabul etmek demek her öne gelen varsayıma sarılmak demek değildir. Müslümanlar gerçeğe inanır. Kafirler ise zanna (sanıya, faraziyeye) inanırlar.
İslâm, akılcılığı ile diğer akılcılıklar (rasyonalizm) arasındaki fark işte budur. İslam bilimsel olarak ispatlanmış olanı kabul eder. Kesin olarak ispatlanmamış şeyi gerçek olarak kabul etmez.
İslâm din olarak ortaya çıktıktan sonra müslümanlann düşünce ve akıllarını ilmi hayata ve deneylere yöneltmiştir. Kainatın sırlan çözülmeye başlamış, tereddüt edilen birçok konu tanımlanmış, deney metodu yerleştirilmiştir. İlmi keşiflerin bir çoğunun müslümanlar tarafından yapılmış olduğu ve deney metodunun temelinin de müslümanlarca atılmış olduğu tarihi bir gerçektir.
Geçmişlerin yaptıklarıyla övünmek bizlere bir fayda sağlamaz. Ama onları örnek alarak ileri adım atabiliriz. Tekrar eski çalışkanlığımıza dönmek zorundayız.
Kainat hakkında bilgimiz arttıkça Allah'a inancımız da artar. Hasan el Basri şöyle der: "Eğer Allah'a isyan edeceksen O'nun yarattığı arzı terket."
Kainatın kendi kendine var olmadığına dair bir hikaye anlatarak konuyu bitirelim.
Kitaplarda anlatılır.
İmam Azam Ebu Hanife 9-10 yaşlarında bir öğrencidir. O zamanki adı Numanb. Sabit.
Şehre tâbiiyyûhdan (Tabiatçı) bir filozof gelerek ileri geri konuşuyormuş. Bu adam tabiatın kendi kendine var olduğunu söylüyor, insanların kafasını karıştırıyordu. Öyle deliller ileri sürüyordu ki kimse onun karşısına çıkamıyordu. İnsanların kalbindeki şüphe iyice artıyordu. Numan b. Sabit'in hocası Hammad b. Süleyman o tabiatçı filozofa gelerek "Benim bir talebem var onu yenersen senin fikrim kabul edeceğiz, eğer seni yenerse sen müslüman olacaksın" der. Filozof şöyle cevap verir: "Ben koskoca filozof ufacık bir çocukla mı tartışacağım" Hammad ona kendine güveniyorsa şehrin en büyük camiinde öğleden sonra tartışma olacağını söyler.
Belirlenen saat gelmiştir. Halk merakla camiye toplanmış, tabiatçı filozof ise kendinden emin gelmiş kürsüye kurulmuştu. Fakat bizim küçük Numan gelmemişti. Yarım saat geçmiş bir saat geçmiş Numan hâlâ gelmemişti. Filozof "Bakın korktu gelmedi..." diye söylenmeye başlamıştı. O sırada küçük Numan çıka geldi. Filozof ona hemen niçin geç kaldığını sordu. Numan şöyle cevap verdi. "Bizim ev nehrin öbür yakasındadır. Buraya geliyordum, bir de baktım ki nehrin üzerindeki köprü yıkılmıştı. Ne yapayım diye düşünürken yanımda ilginç şeyler olmaya başladı. Orada bir ağaç vardı. Ağaç kendi kendine kesildi, sonra tahtalara ayrıldı. O tahtalar da kendi kendine bir sandal oldu. Ben de o sandala bindim karşıya geçtim ve buraya geldim.
Anlatılanları duyan filozof yüksek sesle kahkaha atarak "Hey çocuk neler saçmalıyorsun, bir ağaç kendi kendine sandal olur mu? Beni bunun için mi çağırdınız buraya" Numan hemen cevabı verdi, taşı gediğine koydu "Be hey gafil adam, sen koskocaman muazzam kainatın kendi kendine var olduğuna inanıyorsun da, bir ağacın kendi kendine sandal olduğuna niçin inanmıyorsun? Nasıl ki bir ağaç kendi kendine sandal olmazsa bu mükemmel kainat ta yaratıcısız olmaz. Kainatı yaratan da her şeye gücü yeten ve tek olan Allah (c.c.) tır." Filozofun ağzı açık kalmıştı, İlk raundda yenilmişti. Hemen ikinci salvoya geçti "Peki söyle bakalım senin inandığın ilah şu anda ne yapıyor?" Numan şöyle dedi. "Benim bu soruya cevap verebilmem için senin ordan (kürsüden inip oraya benim çıkmam gerekir" Filozof kürsüden indi. 10 yaşlarındaki Numan çıktı kürsüye ve şöyle dedi: "Benim inandığım Allah şu anda seni bu kürsüden indirmek beni de bu kürsüye çıkarmakla meşgul"
Bu cevap karşısında filozof kainatın en büyük sözünü söylüyor. La ilahe illallah Muhammedün resulüllah.
avatar
lübabe

Mesaj Sayısı : 210
Kayıt tarihi : 19/07/09

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz